27 Ocak 2018 Cumartesi

Eğer Kendini Dipte (dibe sürüklenirken, çok mutsuz, depresyonda) Hissedersen Bunu Oku.


   Merhaba gelecekteki ben şimdi beni lütfen dinle. Günlerdir kendimi bulamıyorum, işin gerçek yanı aramıyordum da dibe battım kızım.  Dibi birkez daha gördüm, ama çıkmak için gücüm yoktu senin de olmayacak çünkü sen bensin zaten. Televizyonun küçük kırmızı ışığına bakarken onun uzaktaki bir gezegen olduğunu ve atmosferinin olup olmadığını düşündüm sonra bu düşündüğüm şeyin ne kadar saçma olduğunu düşünüdm, sonra ne geldi aklıma biliyor musun? Orta okulda teknoloji tasarım dersinde icad yaparken muşambalı şemsiyenin yanında ikikolumuzu gözlerimizin önüne getirdiğimizde tek bir kol gibi oluyor demem geldi ve o çok tatlı nazik öğretmenimin çok şaşırmış bir biçimde denemesi ve sorgulaması ve beğenmesi. 12 yaşındaki bir kız için normaldi. 21 yaşındaki bir kız olunca anlasım ki aslında bu bir icat değildi ama o şaşırmıştı(gülümsüyorum).  Sonra sekizinci sınıfta sınıftakilerin ölüp bittiği mavi gözlü sınıf öğretmenimin türkçe dersinde her türlü düşünce farklılığında tartışma ortamlarında da benim fikrimi alması. Lisede rehber öğretmenimin okuldaki tüm öğretmenlerimin asiliklerime, kendimi keşfetmeme, kendime olan saygımı keşfetmeme saygı gösterdikleri ve bunun yanında desteklemeleri ve ilk kez kendimi kendime acımazken buldum kendimi. Ben mutlu olmayı hakediyorum çünkü ben mutluluğu hakediyorum. Ben geçmişi olan bir kızım ve geleceğim de olsun istiyorum.  Kendimi kötü hissettiğim zamanlar oldu gelecekteki ben ama hiçbirşey nedensiz değildi, ben hep özeldim. Kendimde gördüğüm o ışığı hatırladım ve insanların da görmesini nasıl sağladığımı hatırladım ben. Kendimi birkez daha kendime yaşadıklarıma hayatıma acırken bulursam ne kadar özel olduğumu tekrar tekrar hatırlayacağım. Son olarak ben o kadar özelim ki hiçbir erkeğin beğenisine ihtiyacım yok, beni ben yapan eğlendiren komik gelen herşey benim benliğimde beynimin içinde. Beni beğenen bu şekilde beğenmeli.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Özgür



Size bir hikaye anlatacağım tarih 2013. Yer Mısır. Ülkenin içinde bulunduğu karışıklıklar nedeniyle protesto yapan çoğunluğu öğrencilerden oluşan binlerce insan. Ve sokaktalar. Çok tanıdık değil mi? Gezi Parkı dönemi...17 yaşındaki bir genç. Sırf haklı bulduğu görüşü savunmak, geleceğini kurtarmak için yaptığı eylem yüzünden hapishaneye atılır. 5 ay orada kalır. Sadece su bir öğün yemek kitap ve sudoku çözerek geçirir tüm zamanını. Arkadaşları idam edilir. Arkadaşlarına ve oma müebbet hapis cezası verilir. Neden? Sırf bu ülkede yanlış giden birşeyler var dediği için. Babası o küçükken öldüğü için annesi tek başınadır dışarıda... Bir karar vermesi gerekir ya müebbet hapis ya ülkesinden ebediyen kopmak. İkincisini seçmesini ister annesi. Gecenin bir yarısı çıktığı yolculukta yanındaki çok az parasıyla Türkiye'ye gelir. 2 yılı burada geçer 2 yılda medya sektöründe iş bulur. Öyle ki kendi okul taksitlerini dahi hendi öder.
  Bugün tüylerim diken diken olarak dinledim bu hikayeyi. Yakın bir arkadaşım olmasına rağmen yeni öğrenmiştim. Kulaktan kulağa bir kahramanlık öyküsü... Kendimi sorguladım. Yaşadığım hayatımdan duyduğum pişmanlıkları sevinçleri... Hiç biri bu kadar kötü cezalandırılamaz. Ondan Özgür olarak bahsedeceğim. Özgür çünkü... Tutamaz kimse onu. Gözlerim doluyor yazarken. Özgür Türkçe bilmiyor. İngilizce konuşuyoruz. 3 kişilik çok tatlış bir arkadaş grubuyuz. O kadar çok eğleniyorum ki onlarla, bu güzelliğin içinde hiçbir keder arayamazdım. Öğrenince gözyaşlarımı tutamadım. Aynı dönemler, Berkin Elvanın öldürüldüğü yıllar ve başka bir ülke. Özgür 2 yıldır annesini göremiyor. Birde nişanlısı var. Resmi bir nişanlılık çocukluk arkadaşılarmış. Orada bir kere sevdiğinde bir daha ayrılamıyormuşsun. Ne kadar güzel ne kadar içten. Üniversitenin bana kattığı en güzel şey arkadaşlıkları. O kadar şanslıyım ki... Bilmeden okumadan dinlemeden yaşayan bir ot olmadığım için... 

9 Kasım 2015 Pazartesi

Kırmızıdan

Merhaba şuan İstanbuldaki evimde telefonda mavişimle konuşarak blog yazıyorum. Hayatımı kısaca özetlemem gerekirse geçen sürede Beykent'i kazandım, iç mimarlııık :) Ev arkadaşı edindim ev arkadaşımla tartıştım. Kendi evimee çıktım. Annem benim için İstanbula geldi. Maviş gelene kadar. A bu arada maviş İstanbula gelicek. Hem de benim içinnn.








10 Ekim 2015 Cumartesi

Ondan Bundan

Uzun zaman geçti. Bu arada lysde hi. Üçüncü sıraya aşağıdaki okulları düzenleriken aşağıda yer açana kadar koyduğum okul tuttu.Puanımdan 35 puan yüksek olmasına rağmen...Öğrendiğim an beynimden vurulmuşa döndüm. o geceyi nasıl atlattım ne siz sorun ne ben söyliyim. Siz sormadan söyliyim. O gece annem bana sürekli soruyordu, açıklandı mı? Nereyi kazanmışsın? Ben açıklanmadı kazanmadım diye geçiştiriyodum. Aynı zamanda da Ahmetle konuşuyodum. bana o kadar destek olduki... Canım benim Akşam 8 de açıklandı sonuçlar 2ye kadar ağladım. O gece Ahmet dışarı çıkıcaktı, çıkmadı. Ben senin yanındayım, ailen de yanında olacaktır vs vs. Ben 2ye kadar düşündüm taşındım, ağladığım tek konu onlara nasıl açıklama yapacağımdı. 2. girişim ve bu sınava girmek için Makedonya'dan dönmüşüm. Çok büyük bi vijdan azabıydı benimkisi. Hıçkırıklarım hala kulağımda. Söyleyemeim anneme. Onun yerine 'İstanbul Ticaret Üniversitesi İç mimarlık %75 burslu' kazandım dedim. Annem çok sevindi. Ben hala mutsuzum o gece defalarca yanıma geldi'datlıdığım neden mutsuzsun iyi biyer kazandın' diye. Mutluyum anne diye geçiştirdim... Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah ekonomi üniversitesine gitmeye karar verdim. Geçen sene kazandığım için belki bu sene de girme şansım olur diye. Paranın gücü işte.Ay saçmalıyorum yine. İşte öyle. Çıktım sabah erkenden yolda aradım okulu yok yapamayızlar falan. Gitmeye üşendim Optimum'un ordan geri döndüm. Döerken de laf attı şöförün biri. Orospu çocuğu. Ben ama nasıl güçlüyüm. bulucam bi çözüm diyorum. Bu arada anneme söylediğim yalan beni bitiriyo tabi. Ertesi gün yine ağlıyorum ve yatağımdayım. Ellerimi açtım ve dua etmeye başladım. 'Allahım noğlur bi çıkış kapısı göster' dedim. Dua ederken aklıma yetenek sınavları geldi. Hiç bir zaman girme gözüyle bakmadığım yetenek sınavlarını araştırdım. ogün sabaha kadar sınav tarihlerini araştırdım. çoğu bitmişti, Eğer o gece pes etseydim bıraksaydım. şuan burda olamazdım. Bir gün sonra Beykent Üniversitesinin sınavına girmek için İstanbula gittim. Ama o kadar eminim ki kazanacağımdan. 

27 Ağustos 2015 Perşembe

O'na Mektuplar 1.


Ben seni çok seviyorum inanmicaksın ama benim bugüne kadar kimse hiçbi sorunumda yanımda olmadı. Kimse hiçbi sorunumda durun o benim arkadaşım kızım sevgilim demedi. En çok da kızım denmesi gereken durumlar oldu. Hiç o beklediğim yardım gelmedi. Belkide her başıö sıkıştığında sadece kendim vardım diyedir bu özgüvenim, ve tabi güvensizliğim diğer insanlara. Şimdi diyosun bana güvenmiyosun diye. Durdum düşündüm neden? dedim, ben bu adamı seviyorum neden güvenmiyorum diye. O kadar normalize etmişimki çocukluğumdan beri düştüğüm yerden kendim kalkmayı, biraz uzun sürdü bu yüzden normal olmayanı anlamak. Özür dilerim sevgilim, ben sorunlu bir kızım demiştim. Sana güvenmemezlikten değil, güvenirsem beni yarı yolda bırakmandan korkuyorum. Bi yanım 19 yaşında olgun bi genç kadın, diğer yanım 8 yaşında bi kız çocuğu. Ondan kurtulamıyorum. Çünkü çok derinde, geçmişimde bugünümde... Yarınımda, biliyorum.

7 Temmuz 2015 Salı

Sonra Bunu Sil

Bira içip leş olduğum geceleri özledim sanırım.
Artık bira içmiyorum mesela, bir bira bir ekmek yemeye eşmiş.
Ben ne zaman bunları düşünür oldum ki?
Aslında hep düşünüyordum, ama uygulama yoktu
Yoksa iki artı bir büyüklüğünde götüm nasıl olurdu...


Eskiden canım acırken slow turk dinlerdim,
Şimdi müzik duymak bile istemiyorum sanırım.
Biraz başım ağrıyor,
Baş ağrısı da hep bana yalan gelirdi doğrusu
Doğruymuş... Beynimin içinde solucanlar ürüyormuş
Ben artık bu diğer yarımı bulma olayından çok sıkıldım
Büyü yok, sihir yok,
O karnımda uçuşan kelebekler götümden çıkmak istediği çırpınıyormuş
Her şeyi yanlış anlıyorum.
Bir daire var ve ben ne onun etrafında dolanıp duruyorum
yaşlanıyorum, korkuyorum, korktukça siniyorum
ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Olayları yazmaktan hislerimi unutmuşum
Çok uzun zamandır dizi izlemiyorum
Hepsinin sonunu biliyorum
Kötü kişi gidiyor, iyiler birlikte oluyor
Kahraman hep kazanıyor.
Çünkü kahraman iyi, çünkü ilk başta çekingendi,
çünkü diğerlerine göre hep daha sakindi
İnsanlar taşkınlık yaparken bir tek onun aklına durmak geliyordu
Başına gelen bütün belaların nedeni diğerleriydi
Ki bu normal hayatta olsa, kendisi kahraman değil ezik olacaktı
işte bu yüzden diziler, filmler baştan yalan, karakter yalan.

3 Nisan 2015 Cuma

Kaç Canım Kalmış Bakkallarda Mı Yatayım?





Şuan saat kaç bilmiyoruM. Sadece kulağımda müzik boş bir beyin blog ve ben. Az bahçedeki kedilere süt verdim mutluyum, kulaklığımda 'Kaç Canım Kalmış Bakkallarda Mı Yatayım' çalıyor. Facebook'umda ekli ama bir kere bile müziklerini merak etmediğim arkadaşların şarkılarını dinliyorum 'neden dinlemedim ben bunları?' diye. Çok boşvermiş, çok sıradan bi güzelliği yakalamışlar ayrıcatonlarına bayıldım.Sözler olmasa sırf müziği saatlerce dinleyebilirim. Son Feci Bisiklette var tabi. Solistine hasta olduğum beyefendiler. En birinci favorilerimden.Solistinin sesi beni uçuruyor resmen. Bir Varmış Bir Yokmuş'ta ilk kez duyduğum Mert Fırat'ın şarkı söyleyen sesi de dahil etkilendiğim seslere. Bunların hepsinden harem kurcam kendime yemin ediyorum. Aniden doğar güneş!

Alacalı Bikinimde Saklı aslında bunların hepsi.... Yaz geliyor... İzmir... O bilindik koku. Çocukluğumu hatırlatan yaz gecelerinde komşularla bahçede çay içtiğimiz veya sokakta dansa davet oynadığımız. Küçükken hep büyümek isterdim,büyüdüm küçülmek istiyorum. Sanatçı ruhu dicem klasik diyeceksiniz ama öyle, sanatçı ruhumu kaybediyorum gibi hissediyorum. Ruhum kaşarlanmamalı illaki bence yani.


 Ölü denizciler beni götürsünler.Buda böyle bi yazı olsun blogumda.

Not:OKIZBENİM
Not2:ÇOKPİSSARHOŞOL